23 Ekim 2020 Cuma

Boş Ver Miş

 



-''Vurulmuşum dağların kuytuluk bir boğazında.''

-''Öyle mi alay komutanı?'' Uzun zamandır bir laftan böylesine etkilenmemiştim.

-30 oldum. Garip hissettim bir süre, sonra alıştım sanırım. Yaşımla orantısız koca göbeğimin ağırlığını daha fazla hissediyorum, kurtulmak lazım artık bu yükten.

-Filmini izledikten sonra Netflix'te, Eurovision mevzusunu acayip şekilde kafaya takmış durumdayım. We Could Be The Same'in kaybettiği o tırt şarkıya üzüldüm. Hak etmedin kesinlikle, you suck Lena! 

-Yazmasaydım çıldırmayacaktım.

-Yarım bıraktığım kitaplar uykularımı kaçırıyor.

-Gidenlerin değil geri kalanlardan olmaktan çok sıkıldım. Olduğum yerden saymaktan, hiç bir şeyin olmamasından ve önümü görememekten de. Sonumuz hayrolsun.

-Ters Dergi ilaç gibi geldi be.

-''Can paramparça.''

-Dağılan dikkatimi yaklaşık 12 yıldır toplayamıyorum. Peki nereye kadar?

-Burger yaptım, acıbadem kurabiyesi ve ananas yedim. Kışın gelmesine nihayet ıspanak yiyebileceğim için sevindim. Modern Family bitti, hüzünlendik. Office izlemeyi çok özlemişim. Belim tuttu yine bu ara, alerji zaten sürekli tepemde. 

-Bir sonraki küçük hezeyanıma kadar elveda dostlar, yurttaşlar, Romalılar!

2 Haziran 2020 Salı

İ-da-re-10



-Bir şeyler için ''yeterince'' çaba göstermeyeli sanırım yaklaşık olarak 11 yıl oldu. İdareten yaşıyorum yaşam denen koşturmacamı. Okulda sınavları ders notlarıyla bitirdim, ilk işime bilinçsizce girdim idareten çalıştım. İşten atıldım, yolumu idareten çizdim. Üniforma giydim, saçma sapan beş buçuk ay geçirdim ama güzel insanlar tanıdım; işleri yine idareten yaptım (bu kez mantıklı olan oydu). Şimdi üç yıl olacak, sene-i devriyeler geldikçe ''bu sene son'' demekten sıkıldım; günleri idareten geçirmekte ustalaştım. Sonu nereye varacak bunun?
-Merhabamsı, ama tersten. Kaldığım yerden devam.
-Naber, napıyosunuz? Teşekkürler.
-Sonraki satırlarımda olabildiğince 30 yaş hezeyanlarımdan söz ediciim. 30 years old kilolu white-collar.
-Tenet geliyor TENET!!! Çıldırt bizi, delirt bizi Nolan başkan.
-''Hesabı Trump'a yıkardım, ödesin pezevenk.'' İyi ki varsın Ferhan Şensoy.
-Karantinanın ilk gününde müsait bir yerde bırakın beni. İnsanlardan tiskiniyorum, kim gidip aralarına karışacak şimdi :(
-İşe geldim. Dün de gelmiştim.
-Benim burada ne işim var?
-''Önümde tütün kokan sokaklar.''
-Güneydoğu Asya'dan gelen bir ikinci dalga vardır. Yani, inşallah.
-Dahil olduğumuz sosyal sınıf ve çevre geleceğimizi belirler mi, yoksa bu bir bahane midir? Cevabına emin olmadığım soruları tekrar tekrar kendime sormaktan kendicağızımı alamıyorum.
-''Bende bir problem var'' mı? Yoksa hepiniz benim gibi misiniz? Lan olm?! Vallahi kızmıcam, söylesenize :(
-Acıbadem kurabiyesi yemeyi özledim.
-İyi ki'm, sen olmasan ne yapardım ben?
-Şimdilik hoşçakalın! Canlarım.

1 Şubat 2019 Cuma

Ye-di

İnsanın kişisel tarihi (!) -biliyorum çok iddialı bir ifade- yenilgiler ve yanılgılar toplamı mıdır? Bilmem. Başka bir bloga yazılmış kişisel bir yazıyı okurken kulağımda 90'lı yılların şu güne kadar başkası tarafından yorumlanmış halini dinleyene kadar bilmediğim muazzam bir parçasını dinlerken geldi aklıma, ilk cümle.

Yaşama not düşmek, arada birkaç anlamlı veya anlamsız cümle kurmak dışında yapabileceğimiz şeyler sınırlı sanırım, bu benim şu anki düşüncem elbette. Ha aradan 5 sene, 10 sene geçer dönüp bakar okurum -NBC üçlemesi gibi mübarek- derim ki senin kuracağın cümlenin ben amına koyayım diye.

Gariptir ki yazmak için yine garip bir gün seçtim. Burada bırakıyorum şimdi, belki sonra devam ederim.

6 Temmuz 2018 Cuma

O-f




-Helö.
-''Kırmızı oda düşle, yerde uzanmış.''
-Bitmeyen Cuma ve diğerimsi günler.
-Tavanlara takılması gereken lambalar var.
-Bir afişe ihtiyacım var, veyahut poster-imsi. Yo yo hayatımı afişe etmek için değil, sürpriz.
-Doğarken ağladı insan, muson olsun MUSON :(
-Bir şarkı kaç tekrardan sonra sıkar ya da şöyle diyelim, bir şey demeyelim vazgeçtim. Neyse-Of, 7 yıl daha dinlerim muhtemelen. İnsanın içindeki boşluğa sesleniyor şarkı, karanlığa. Ama bunu olumsuz olarak anlamamak lazım, şahsi kanaatimce.
-''Yemyeşil bir yol gibi duruyorken hayat önümde.''
-Şahsi bir şeyleri ara ara yazıya dökmek iyi belki de, yıllar geçerken bir nevi kişisel mihenk taşı -ecnebi deyimiyle milestone- koyuyorsun bir yerlere. Abarttım sanırım biraz.
-Yetişkin olmanın getirdiği ve asla bir yere ayrılma niyetinde olmayan yorgunluğa maruz kalıyoruz sevdicekle. Yeni bir evin yeni mobilyaları üzerinde yorgunluktan sızıp kalan bir güzellik, herkese nasip olmaz. İyi ki'm.
-Altıncı maddemsiye komik bir şey yazıp akışı bozmuşum iyi mi?
-İyi.
-Sebebi sanırım bu aralar fazlaca Cengillo&Erdillo'ya maruz bırakmam kendimi. İlk çalıştığım yerde de dinlerdim onları, muazzam adamlar iyi ki varlar.
-Yine Of'tan bahsedeceğim, tutamıyorum kendimi. ''Tek dileğim şudur duy artık feryadımı'' demiş adı güzel Hariçten Gazelciler abiler, Selim Kırılmaz da almış arş'a taşımış şarkıyı. Tanrı'ya veya başka bir yaratıcıya veya her ne haltsa ona sesleniyor, yakarıyor ama o kadar içten ki zerre şüphe duymuyorsun gerçekliğinden. Vay be, cidden vay be.
-Keşke daha çok radyo dinlesem ve daha çok şiir okusaydım.
-Tepedeki albüm kapağı bir nevi varoluş sancılarına girip asla çıkamamış Küçük Prens gibi geliyor bana, sizce?
-28 yaş yolun kaçta kaçı eder?
-Anne, bitti.

3 Şubat 2017 Cuma


-Merhaba.
-Üç haftadır otellerde yaşıyorum. İşe henüz ''officially'' olarak başlamadım ancak eğitim aşamasındayım. İlk heyecan, sonrasında duyulan merak, keyif alma derken şu an bıkkınlık noktasındaym biraz. Geçer umarım.
-Üniversite hayatımda yapamadağım ya da az yaptığım şeyleri yapıyorum şu an. Bir yerlere dilediğimiz gibi gidip iki tek atıp dönmek, alkollü kafayla monopoly oynamak vs. bunlar beni şu an mutlu eden şeyler. Araba sahibi olmak yararlı bir şeymiş ya.
-Artun çok garip bi herif. Manyağın teki ama seviyorum adamı.
-Deli gibi dans etmek istiyorum. Kimseyi umursamadan, sarhoş değil ama çakır keyif kendimi çalan müziğe kaptırabilirim.
-Havalar biraz ısınsın, tek başıma bir tatil yapıcam. Kendime söz veriyorum.
-''Her şeyi berbat etmesem acaba şu an nasıl bir hayatım olurdu?'' sorusunu kafamın içinde defalarca soracağım sanırım.
-''Bu satırı sen yazdın, bu onun suçu değil.''
-Arrivederçi şimdilik.

2 Kasım 2016 Çarşamba

Dönüş


-Sanırım o eşikten geçtim, hani 15 Nisan'da yazdığım o son yazıda bahsettiğim eşik; askerlik. ''Asıl askerlik şimdi başlıyor meh meh'' diyen olursa ağzını yüzünü kırarım, şimdiden uyarmak istiyorum.
-''Mutlak sessizliği bozan kanat çırpışları. Uçsuz bucaksız bozkırın ortasında anlamlandıramadığım onca şey.'' Belki de tam olarak bu, her şeyin özeti.
-Müzik dinlemeyi özlemişim, kulağı tırmalayan ve binlerce tekrarla beyne kazınan mecburi şarkılardan sonra hele de.
-Birkaç iyi dost, binlerce not alınan ve içinde bir liste olan bir defterle döndüm eve.
-Kafamın dağınıklığı gelecek kaygısından, bitmedi gitti amına kodumun gelecek kaygısı zaten.
-Aslında iyi bir tatile ihtiyacım var benim.
-Bu kadar-cık.

15 Nisan 2016 Cuma

Suskun

Çocukluğumda ''İleride ne olacaksın bakalım?'' sorusuna sessiz ve kendi içimden verdiğim cevap çoğunlukla şuydu sanırım: Savaş muhabiri. İlkokul çağındaki bi velet için oldukça iddialı bir ideal olsa gerek, nitekim öyle olmadı da zaten. Savaşlar bile eskisi gibi değil, Dünya değişti. Bosna Savaşı neredeyse her gün, üstelik canlı yayınlarda cereyan ederken savaşın gerçekliğinden bi haber olan olan bendeniz muhtemelen dizlerimin üstünde legolarımı veya arabalarımı konuşturarark oynuyordum, ileriki yaşlarda bu yerini kendi kendine maç anlatma ve alerji krizleri ile son bulan toz bulutu/anne azarlarına bırakacaktı.

Hala çocuğum, ortaokul çağları. Şimdi de subay olmak istiyorum! Sanırım bu sefer beni çeken üniforma, izlediğim filmler, izlediğim filmlerdeki karizmatik kahramanlar vs. Açıkçası bilmiyorum. Hatırladığım şey bir ortaokul hocamın ''Sen subaylık için uygun değilsin, istersen bunu sonra konuşalım'' demesiydi. Belki o lafın etkisiyle askeri okul sınavına girmedim, sınıftaki hemen herkes girerken. Muhtemelen de kazanırdım o sınavı, ki o yıllar benim sınav başarılarımın dillere destan olduğu zamanlardı biraz. Ha fiziksel veya öteki türlü mülakatta çakardım belki, bunu asla öğrenemeyeceğim.

Hayal gücümü çocukken okuduğum masallara ve hikayalere borçlu olabilirim, ya da kendimden vardı bu güç; doğuştan. İnsanların Tanrı vergisi sportif yeteneklerle doğduğu dünyamızda bunu bana çok görmeyin olur mu? Jules Verne kitaplarını defalarca hatmetmiş, Grimm masalları içinde veya Küçük Kırmızı Balık'ta, Pal Sokağı Çocukları'nda kendini kaybetmiş bir çocuktum ben. Hiç bir zaman içine kapanık biri olmadım aslında çizdiğim profilin tam tersi olarak, sadece diğer çocukların arasında dahil olmam biraz geç oldu belki de. Daha kırılgan, belki biraz korkak ama aslında çekingenlik belki bu yaşıtlarımla bazı ortak noktalarda buluşmamı geciktiren. Sporcu kartları veya tasoda sıkıntı yoktu, futbolda en az yeteneklinin defansta oynadığı yaşlardı bunlar.

Biyografi tadında yazdım biraz farkındayım. Lise hayatımda kayda değer anlatacak bir şey yok, güzel dostluklar kurdum birçok insan gibi ve biraz basketbol oynadım. Zamanımı daha farklı geçirebileceğim bir çağdı belki de, içinde bulunduğum imkanlar ve hedef olan bir sınavın gölgesinde belki de bu kadar yaşanırdı yine de; kim bilir. Ben bilmem.

Sonra yıllar geçti, Pre-yetişkinlik dönemindeyim şu an, en azından ben kendimi öyle adlandırmak istiyorum. Büyüdükçe isteklerim değişti, ne istediğimi bilmediğim, bildiğimi sandığım ve kesinlikle bildiğimi sandığım zamanlardan geçtim. Şimdi yaşadığım ülkede bir erkeğin atlaması gereken/zorunlu olan/olmazsa olması bir eşikteyim.

Bu kadar.