2 Kasım 2016 Çarşamba

Dönüş


-Sanırım o eşikten geçtim, hani 15 Nisan'da yazdığım o son yazıda bahsettiğim eşik; askerlik. ''Asıl askerlik şimdi başlıyor meh meh'' diyen olursa ağzını yüzünü kırarım, şimdiden uyarmak istiyorum.
-''Mutlak sessizliği bozan kanat çırpışları. Uçsuz bucaksız bozkırın ortasında anlamlandıramadığım onca şey.'' Belki de tam olarak bu, her şeyin özeti.
-Müzik dinlemeyi özlemişim, kulağı tırmalayan ve binlerce tekrarla beyne kazınan mecburi şarkılardan sonra hele de.
-Birkaç iyi dost, binlerce not alınan ve içinde bir liste olan bir defterle döndüm eve.
-Kafamın dağınıklığı gelecek kaygısından, bitmedi gitti amına kodumun gelecek kaygısı zaten.
-Aslında iyi bir tatile ihtiyacım var benim.
-Bu kadar-cık.

15 Nisan 2016 Cuma

Suskun

Çocukluğumda ''İleride ne olacaksın bakalım?'' sorusuna sessiz ve kendi içimden verdiğim cevap çoğunlukla şuydu sanırım: Savaş muhabiri. İlkokul çağındaki bi velet için oldukça iddialı bir ideal olsa gerek, nitekim öyle olmadı da zaten. Savaşlar bile eskisi gibi değil, Dünya değişti. Bosna Savaşı neredeyse her gün, üstelik canlı yayınlarda cereyan ederken savaşın gerçekliğinden bi haber olan olan bendeniz muhtemelen dizlerimin üstünde legolarımı veya arabalarımı konuşturarark oynuyordum, ileriki yaşlarda bu yerini kendi kendine maç anlatma ve alerji krizleri ile son bulan toz bulutu/anne azarlarına bırakacaktı.

Hala çocuğum, ortaokul çağları. Şimdi de subay olmak istiyorum! Sanırım bu sefer beni çeken üniforma, izlediğim filmler, izlediğim filmlerdeki karizmatik kahramanlar vs. Açıkçası bilmiyorum. Hatırladığım şey bir ortaokul hocamın ''Sen subaylık için uygun değilsin, istersen bunu sonra konuşalım'' demesiydi. Belki o lafın etkisiyle askeri okul sınavına girmedim, sınıftaki hemen herkes girerken. Muhtemelen de kazanırdım o sınavı, ki o yıllar benim sınav başarılarımın dillere destan olduğu zamanlardı biraz. Ha fiziksel veya öteki türlü mülakatta çakardım belki, bunu asla öğrenemeyeceğim.

Hayal gücümü çocukken okuduğum masallara ve hikayalere borçlu olabilirim, ya da kendimden vardı bu güç; doğuştan. İnsanların Tanrı vergisi sportif yeteneklerle doğduğu dünyamızda bunu bana çok görmeyin olur mu? Jules Verne kitaplarını defalarca hatmetmiş, Grimm masalları içinde veya Küçük Kırmızı Balık'ta, Pal Sokağı Çocukları'nda kendini kaybetmiş bir çocuktum ben. Hiç bir zaman içine kapanık biri olmadım aslında çizdiğim profilin tam tersi olarak, sadece diğer çocukların arasında dahil olmam biraz geç oldu belki de. Daha kırılgan, belki biraz korkak ama aslında çekingenlik belki bu yaşıtlarımla bazı ortak noktalarda buluşmamı geciktiren. Sporcu kartları veya tasoda sıkıntı yoktu, futbolda en az yeteneklinin defansta oynadığı yaşlardı bunlar.

Biyografi tadında yazdım biraz farkındayım. Lise hayatımda kayda değer anlatacak bir şey yok, güzel dostluklar kurdum birçok insan gibi ve biraz basketbol oynadım. Zamanımı daha farklı geçirebileceğim bir çağdı belki de, içinde bulunduğum imkanlar ve hedef olan bir sınavın gölgesinde belki de bu kadar yaşanırdı yine de; kim bilir. Ben bilmem.

Sonra yıllar geçti, Pre-yetişkinlik dönemindeyim şu an, en azından ben kendimi öyle adlandırmak istiyorum. Büyüdükçe isteklerim değişti, ne istediğimi bilmediğim, bildiğimi sandığım ve kesinlikle bildiğimi sandığım zamanlardan geçtim. Şimdi yaşadığım ülkede bir erkeğin atlaması gereken/zorunlu olan/olmazsa olması bir eşikteyim.

Bu kadar.

4 Ocak 2016 Pazartesi

Kişisel Bir Şey, Değil


-Merhaba.
-İşsizliğimin son günleri. Yaklaşık 2 buçuk aydır işsizim, bu pazartesi yeni bir işe başlıyorum. Yol uzun, mp3 player'ımın şarjına kuvvet. Artık Darülaceze, Merter derken kafamın içinde indie indie klipler çekerim oh mis.
-Hafta sonu doğum günüm, takribi bir yıl sonra da askere gidiyorum. Anlatacaklarım şimdilik bu kadar. Zamanı gelsin, bu satırlarda bol bol söverim.
-Seinfeld'in neden bu kadar övüldüğünü anlamak için izlemek gerekiyormuş. Hayatla ilgili tespitler ve o ince mizah duygusunun müthiş işlendiği bir diziymiş gerçekten de. Şu ana kadar favori karakterim George Costanza. Hayata karşı duruşu, daha doğrusu duramayışı ile hepimizin kendinden bir şeyler bulabileceği harika bir karakter; yine de bir Nick Miller değil. En azından benim için.
...........................
...........................
...........................
-Bu post'a aylar sonra devam ediyorum. Üçüncü maddeye bakarak Ağustos ayında bir hevesle kaleme alınmış olduğunu görmek çok zor değil. Ha o iş de olmadı, zaten bana göre değildi. Bile bile lades.
-Bile bile lades demişken, yine az çok sonu belli olan hayalime hiç olmadığım kadar yakınım. Burası artık kırılma noktası, oldu oldu olmadı olmayacak zaten.
-Aylar sonra demişken, belki de Haziran'dan beri ilk kez bir yazı yazdım. Çoğunlukla çeviri vs ama yine de mutluyum, devamı gelir umarım. Yatacağım yerde yazmalıyım aslında da, neyse.
-Mesafeler ve belirsizlikler. Şu son 4 ayımı size iki kelimede özetleyebilirim. Ha bir de parasızlık, ama onun konumuzla şu an için alakası yok.
-''Lütfen öyle bir şey olsun çünkü'' diyen Yiğit Özgür tiplemesi var içimde gün geçtikçe büyüyen...
-Üç nokta koydum ki havalı bir son olsun, devrik cümle vs derken şairane oldu be ne dersiniz?
-Almanca öğreneceğim, elbette ''Life is too short to learn German'' belki ama öğreneceğim. Sonra da Der Spiegel, Bild'den falan yarım yamalak anladığım şeyleri paylaşırım ki havam olsun.
-Ich möchte bin köfte.
-Herkese selamlar,saygılar.