-İşsizliğimin son günleri. Yaklaşık 2 buçuk aydır işsizim, bu pazartesi yeni bir işe başlıyorum. Yol uzun, mp3 player'ımın şarjına kuvvet. Artık Darülaceze, Merter derken kafamın içinde indie indie klipler çekerim oh mis.
-Hafta sonu doğum günüm, takribi bir yıl sonra da askere gidiyorum. Anlatacaklarım şimdilik bu kadar. Zamanı gelsin, bu satırlarda bol bol söverim.
-Seinfeld'in neden bu kadar övüldüğünü anlamak için izlemek gerekiyormuş. Hayatla ilgili tespitler ve o ince mizah duygusunun müthiş işlendiği bir diziymiş gerçekten de. Şu ana kadar favori karakterim George Costanza. Hayata karşı duruşu, daha doğrusu duramayışı ile hepimizin kendinden bir şeyler bulabileceği harika bir karakter; yine de bir Nick Miller değil. En azından benim için.
...........................
...........................
...........................
-Bu post'a aylar sonra devam ediyorum. Üçüncü maddeye bakarak Ağustos ayında bir hevesle kaleme alınmış olduğunu görmek çok zor değil. Ha o iş de olmadı, zaten bana göre değildi. Bile bile lades.
-Bile bile lades demişken, yine az çok sonu belli olan hayalime hiç olmadığım kadar yakınım. Burası artık kırılma noktası, oldu oldu olmadı olmayacak zaten.
-Aylar sonra demişken, belki de Haziran'dan beri ilk kez bir yazı yazdım. Çoğunlukla çeviri vs ama yine de mutluyum, devamı gelir umarım. Yatacağım yerde yazmalıyım aslında da, neyse.
-Mesafeler ve belirsizlikler. Şu son 4 ayımı size iki kelimede özetleyebilirim. Ha bir de parasızlık, ama onun konumuzla şu an için alakası yok.
-''Lütfen öyle bir şey olsun çünkü'' diyen Yiğit Özgür tiplemesi var içimde gün geçtikçe büyüyen...
-Üç nokta koydum ki havalı bir son olsun, devrik cümle vs derken şairane oldu be ne dersiniz?
-Almanca öğreneceğim, elbette ''Life is too short to learn German'' belki ama öğreneceğim. Sonra da Der Spiegel, Bild'den falan yarım yamalak anladığım şeyleri paylaşırım ki havam olsun.
-Ich möchte bin köfte.
-Herkese selamlar,saygılar.
...........................
...........................
...........................
-Bu post'a aylar sonra devam ediyorum. Üçüncü maddeye bakarak Ağustos ayında bir hevesle kaleme alınmış olduğunu görmek çok zor değil. Ha o iş de olmadı, zaten bana göre değildi. Bile bile lades.
-Bile bile lades demişken, yine az çok sonu belli olan hayalime hiç olmadığım kadar yakınım. Burası artık kırılma noktası, oldu oldu olmadı olmayacak zaten.
-Aylar sonra demişken, belki de Haziran'dan beri ilk kez bir yazı yazdım. Çoğunlukla çeviri vs ama yine de mutluyum, devamı gelir umarım. Yatacağım yerde yazmalıyım aslında da, neyse.
-Mesafeler ve belirsizlikler. Şu son 4 ayımı size iki kelimede özetleyebilirim. Ha bir de parasızlık, ama onun konumuzla şu an için alakası yok.
-''Lütfen öyle bir şey olsun çünkü'' diyen Yiğit Özgür tiplemesi var içimde gün geçtikçe büyüyen...
-Üç nokta koydum ki havalı bir son olsun, devrik cümle vs derken şairane oldu be ne dersiniz?
-Almanca öğreneceğim, elbette ''Life is too short to learn German'' belki ama öğreneceğim. Sonra da Der Spiegel, Bild'den falan yarım yamalak anladığım şeyleri paylaşırım ki havam olsun.
-Ich möchte bin köfte.
-Herkese selamlar,saygılar.
