Çocukluğumda ''İleride ne olacaksın bakalım?'' sorusuna sessiz ve kendi içimden verdiğim cevap çoğunlukla şuydu sanırım: Savaş muhabiri. İlkokul çağındaki bi velet için oldukça iddialı bir ideal olsa gerek, nitekim öyle olmadı da zaten. Savaşlar bile eskisi gibi değil, Dünya değişti. Bosna Savaşı neredeyse her gün, üstelik canlı yayınlarda cereyan ederken savaşın gerçekliğinden bi haber olan olan bendeniz muhtemelen dizlerimin üstünde legolarımı veya arabalarımı konuşturarark oynuyordum, ileriki yaşlarda bu yerini kendi kendine maç anlatma ve alerji krizleri ile son bulan toz bulutu/anne azarlarına bırakacaktı.
Hala çocuğum, ortaokul çağları. Şimdi de subay olmak istiyorum! Sanırım bu sefer beni çeken üniforma, izlediğim filmler, izlediğim filmlerdeki karizmatik kahramanlar vs. Açıkçası bilmiyorum. Hatırladığım şey bir ortaokul hocamın ''Sen subaylık için uygun değilsin, istersen bunu sonra konuşalım'' demesiydi. Belki o lafın etkisiyle askeri okul sınavına girmedim, sınıftaki hemen herkes girerken. Muhtemelen de kazanırdım o sınavı, ki o yıllar benim sınav başarılarımın dillere destan olduğu zamanlardı biraz. Ha fiziksel veya öteki türlü mülakatta çakardım belki, bunu asla öğrenemeyeceğim.
Hayal gücümü çocukken okuduğum masallara ve hikayalere borçlu olabilirim, ya da kendimden vardı bu güç; doğuştan. İnsanların Tanrı vergisi sportif yeteneklerle doğduğu dünyamızda bunu bana çok görmeyin olur mu? Jules Verne kitaplarını defalarca hatmetmiş, Grimm masalları içinde veya Küçük Kırmızı Balık'ta, Pal Sokağı Çocukları'nda kendini kaybetmiş bir çocuktum ben. Hiç bir zaman içine kapanık biri olmadım aslında çizdiğim profilin tam tersi olarak, sadece diğer çocukların arasında dahil olmam biraz geç oldu belki de. Daha kırılgan, belki biraz korkak ama aslında çekingenlik belki bu yaşıtlarımla bazı ortak noktalarda buluşmamı geciktiren. Sporcu kartları veya tasoda sıkıntı yoktu, futbolda en az yeteneklinin defansta oynadığı yaşlardı bunlar.
Biyografi tadında yazdım biraz farkındayım. Lise hayatımda kayda değer anlatacak bir şey yok, güzel dostluklar kurdum birçok insan gibi ve biraz basketbol oynadım. Zamanımı daha farklı geçirebileceğim bir çağdı belki de, içinde bulunduğum imkanlar ve hedef olan bir sınavın gölgesinde belki de bu kadar yaşanırdı yine de; kim bilir. Ben bilmem.
Sonra yıllar geçti, Pre-yetişkinlik dönemindeyim şu an, en azından ben kendimi öyle adlandırmak istiyorum. Büyüdükçe isteklerim değişti, ne istediğimi bilmediğim, bildiğimi sandığım ve kesinlikle bildiğimi sandığım zamanlardan geçtim. Şimdi yaşadığım ülkede bir erkeğin atlaması gereken/zorunlu olan/olmazsa olması bir eşikteyim.
Bu kadar.
Bu kadar.